"Hayat Kısa, Kuşlar Uçuyor"

50 not

Hoş Geldin Çocuk!
Taşıdığın döşek senden büyük, senden yaşlı, senden ağır; belli…Uzun yoldan gelmişsin, çok yürümüş, susayıp acıkmışsın; belli…Ardında evini, yurdunu, belki aileni bırakmışsın; belli…Pabucundaki tozdan belli; gözündeki yaştan belli…Katlanıp küçülmüş, kucağına sığmış yeni yurdun, döşeğin; onu kenara koyup da gözyaşını silemiyorsun kırmızı kazağının koluna…Yorulmuşsun; belli.

***Biliyor musun çocuk;Acının yolları, o geldiğin yollar…Zulmü de, zehri de iyi tanırlar.Asırlar geçti, kaderi de kederi de değişmedi:Unufak olan imparatorluklar, aç biilaç çöle sürülen çocuklar, yerinden yurdundan edilen insanlar, öfkeyle bilenen bıçaklar, çalıştığı için kesilen kafalar…Bir asır önce, senin küçük adımlarının ulaşamayacağı yerlerde bir masa başında çizilen çizgilerle, buralarda birbirinden ayrıldı evler, memleketler, akrabalar…Sadece kuşlar geçebildi o görünmez çizgilerin üzerinden; vurulup öldürülmeden…Üç kuruş ekmek parası için eşeğiyle hududa yürüyenler, paramparça oldu; bazen yeraltında saklanan bir mayına basarak, bazen yerüstünde ateş kusan çelik kuşlarca vurularak…Onların kan izine basa basa geldin çocuk; bu çileler toprağına…
***Ama yine de hakkını yemeyelim; kendi evlatlarına bunca zulmetse de, yine de dar gününde konu komşuya kucak açan bir sığınak oldu Türkiye…Onca yoksulluktan bir muasır medeniyet çıkarabilmek için didindik senelerce; sırf seni kovalayan yobazlık, buralara da hükmetmesin diye… Cehalet ezilsin, fukaralık yenilsin, çocuklar üstüne düzgün elbise giyebilsin, okula karnı tok gidebilsin, o sınırları çizenlerin memleketindeki yaşıtları gibi oynayıp gülebilsin, okuyup iş bulabilsin diye…Şimdi kıymetini daha iyi anladığımız o medeniyet savaşı sayesinde işte; her dara düşenin, yüzünü, yönünü çevirdiği, yatağını yorganını sırtlayıp geldiği bir diyar oldu bu ülke…Bir göçmen toprağı, bir muhacirler yatağı oldu.
***Sanma ki sınırı geçince kurtuldun harpten, kederden, zulümden…Burada âlâsını bulacaksın.Bak, tüfekliler var hemen ardında; artık onlarla birlikte yaşayacaksın.Başını sokacak bir diyar da, başına kakacak bir hıyar da olacak bu ülkede… “Onlar yüzünden işsiz kaldık” diyenlerce saldırıya uğrayacaksın. Belki renginden, belki dilinden, belki mezhebinden ötürü dışlanacaksın. Trafik lambalarında bir kuru ekmek için avuç açacaksın. Belki günü geldiğinde yeniden döşeğini sırtlayıp evine dönmeye can atacaksın.
***Ama mademki geldin çocuk; başımızın üstünde yerin…Bil ki acını acısı bilenler de var buralarda…Seninle ekmeğini paylaşacak, birlikte ağlaşacaklar var.Seni kovalayan zihniyeti, bu topraklarda yaşatmamak için çırpınanlar var.Siz o karanlığa esir düşmeyin diye, baskıya, zulme boyun eğmeyin diye, aydınlık bir dünyada özgürce büyüyün diye, hiç ağlamayın hep gülün diye savaşanlar var.Sen de gel çocuk!Asırlardır gözyaşına doymadı bu topraklar…Biraz da sen sulasan ne çıkar.

Can Dündar, Hoşgeldin Çocuk 28 Eylül 2014, Cumhuriyet
Fotoğraf: Suruç & Kobani. (Associated Press)

Hoş Geldin Çocuk!

Taşıdığın döşek senden büyük, senden yaşlı, senden ağır; belli…
Uzun yoldan gelmişsin, çok yürümüş, susayıp acıkmışsın; belli…
Ardında evini, yurdunu, belki aileni bırakmışsın; belli…
Pabucundaki tozdan belli; gözündeki yaştan belli…
Katlanıp küçülmüş, kucağına sığmış yeni yurdun, döşeğin; onu kenara koyup da gözyaşını silemiyorsun kırmızı kazağının koluna…
Yorulmuşsun; belli.

***
Biliyor musun çocuk;
Acının yolları, o geldiğin yollar…
Zulmü de, zehri de iyi tanırlar.
Asırlar geçti, kaderi de kederi de değişmedi:
Unufak olan imparatorluklar, aç biilaç çöle sürülen çocuklar, yerinden yurdundan edilen insanlar, öfkeyle bilenen bıçaklar, çalıştığı için kesilen kafalar…
Bir asır önce, senin küçük adımlarının ulaşamayacağı yerlerde bir masa başında çizilen çizgilerle, buralarda birbirinden ayrıldı evler, memleketler, akrabalar…
Sadece kuşlar geçebildi o görünmez çizgilerin üzerinden; vurulup öldürülmeden…
Üç kuruş ekmek parası için eşeğiyle hududa yürüyenler, paramparça oldu; bazen yeraltında saklanan bir mayına basarak, bazen yerüstünde ateş kusan çelik kuşlarca vurularak…
Onların kan izine basa basa geldin çocuk; bu çileler toprağına…

***
Ama yine de hakkını yemeyelim; kendi evlatlarına bunca zulmetse de, yine de dar gününde konu komşuya kucak açan bir sığınak oldu Türkiye…
Onca yoksulluktan bir muasır medeniyet çıkarabilmek için didindik senelerce; sırf seni kovalayan yobazlık, buralara da hükmetmesin diye… Cehalet ezilsin, fukaralık yenilsin, çocuklar üstüne düzgün elbise giyebilsin, okula karnı tok gidebilsin, o sınırları çizenlerin memleketindeki yaşıtları gibi oynayıp gülebilsin, okuyup iş bulabilsin diye…
Şimdi kıymetini daha iyi anladığımız o medeniyet savaşı sayesinde işte; her dara düşenin, yüzünü, yönünü çevirdiği, yatağını yorganını sırtlayıp geldiği bir diyar oldu bu ülke…
Bir göçmen toprağı, bir muhacirler yatağı oldu.

***
Sanma ki sınırı geçince kurtuldun harpten, kederden, zulümden…
Burada âlâsını bulacaksın.
Bak, tüfekliler var hemen ardında; artık onlarla birlikte yaşayacaksın.
Başını sokacak bir diyar da, başına kakacak bir hıyar da olacak bu ülkede… “Onlar yüzünden işsiz kaldık” diyenlerce saldırıya uğrayacaksın. Belki renginden, belki dilinden, belki mezhebinden ötürü dışlanacaksın. Trafik lambalarında bir kuru ekmek için avuç açacaksın. Belki günü geldiğinde yeniden döşeğini sırtlayıp evine dönmeye can atacaksın.

***
Ama mademki geldin çocuk; başımızın üstünde yerin…
Bil ki acını acısı bilenler de var buralarda…
Seninle ekmeğini paylaşacak, birlikte ağlaşacaklar var.
Seni kovalayan zihniyeti, bu topraklarda yaşatmamak için çırpınanlar var.
Siz o karanlığa esir düşmeyin diye, baskıya, zulme boyun eğmeyin diye, aydınlık bir dünyada özgürce büyüyün diye, hiç ağlamayın hep gülün diye savaşanlar var.
Sen de gel çocuk!
Asırlardır gözyaşına doymadı bu topraklar…
Biraz da sen sulasan ne çıkar.

Can Dündar, Hoşgeldin Çocuk 28 Eylül 2014, Cumhuriyet

  • Fotoğraf: Suruç & Kobani. (Associated Press)

Kayıtlı olduğu alan can dündar hoşgeldin çocuk çocuk suruç kobani türkiye sınır associated press ap photo

8 not

İki gözüm ona iyi bakDünyaya küskün gitti birazZemheride çiçek açmışAcılı, suskun bir topraktır oSeslenmezsenMerhaba demezHastadır, koluna girYürüyemezAyakları tutukBağışla İlhanÖyle yaSenin de kaburgaların kırık

Metin Demirtaş, Merhaba
Şu / Dünyada / Ayrılık/ VarÖlüm / Varİlle de / Zulüm / VarMetin Demirtaş, Merhaba
Şiir atlasından bir şair daha kopuverdi bu Eylül sabahında. Sevdiği İlhan Erdost dostuna, ve daha nicesine kavuştu bugün.. Güzel uyu Metin usta.

İki gözüm ona iyi bak
Dünyaya küskün gitti biraz
Zemheride çiçek açmış
Acılı, suskun bir topraktır o
Seslenmezsen
Merhaba demez
Hastadır, koluna gir
Yürüyemez
Ayakları tutuk
Bağışla İlhan
Öyle ya
Senin de kaburgaların kırık

Metin Demirtaş, Merhaba

  • Şu / Dünyada / Ayrılık/ Var
    Ölüm / Var
    İlle de / Zulüm / Var


    Metin Demirtaş, Merhaba

Şiir atlasından bir şair daha kopuverdi bu Eylül sabahında. Sevdiği İlhan Erdost dostuna, ve daha nicesine kavuştu bugün.. Güzel uyu Metin usta.

Kayıtlı olduğu alan metin demirtaş merhaba ilhan erdost

7 not

Baudrillard’a göre milenyum öncesinden yeni dünya düzeni ve yeni ailemiz:
Trans-politik biçim olarak terörizmin, patolojik biçim olarak AIDS ve kanserin, genel anlamda cinsellik ve estetik biçimi olarak transseksüelliğin ve travestiliğin aynı zamanda ortaya çıktığını görüyoruz. Günümüzde sadece bu biçimler büyüleyicidir. Cinsel özgürleşme, politik tartışma, organik hastalıklar ve hatta konvansiyonel savaş artık kimsenin ilgisini çekmiyor (savaş konusunda sevindirici bu; Kimseyi ilgilendirmeyeceği için birçok savaş da gerçekleşmiş olmayacak). Hakiki fanteziler başka yerde. Bunlar, temeldeki bir işleyiş bozukluğundan ve bu bozukluğun sonucundan kaynaklanan üç biçimin içindeler: Terörizm, kanser, travestilik. Bunların her biri politik, cinsel ya da genetik oyundaki bir şiddetlenmeye, aynı zamanda da sırasıyla politika, cinsellik ve gen kodlarındaki bir yetersizlik ve çöküntüye denk düşmektedir.

Jean Baudrillard, Kötülüğün Şeffaflığı s.39
Görsel: Ethel Spears, 'Eski Mahalle'

Baudrillard’a göre milenyum öncesinden yeni dünya düzeni ve yeni ailemiz:

Trans-politik biçim olarak terörizmin, patolojik biçim olarak AIDS ve kanserin, genel anlamda cinsellik ve estetik biçimi olarak transseksüelliğin ve travestiliğin aynı zamanda ortaya çıktığını görüyoruz. Günümüzde sadece bu biçimler büyüleyicidir. Cinsel özgürleşme, politik tartışma, organik hastalıklar ve hatta konvansiyonel savaş artık kimsenin ilgisini çekmiyor (savaş konusunda sevindirici bu; Kimseyi ilgilendirmeyeceği için birçok savaş da gerçekleşmiş olmayacak). Hakiki fanteziler başka yerde. Bunlar, temeldeki bir işleyiş bozukluğundan ve bu bozukluğun sonucundan kaynaklanan üç biçimin içindeler: Terörizm, kanser, travestilik. Bunların her biri politik, cinsel ya da genetik oyundaki bir şiddetlenmeye, aynı zamanda da sırasıyla politika, cinsellik ve gen kodlarındaki bir yetersizlik ve çöküntüye denk düşmektedir.

Jean Baudrillard, Kötülüğün Şeffaflığı s.39

  • Görsel: Ethel Spears, 'Eski Mahalle'

Kayıtlı olduğu alan jean baudrillard kötülüğün şeffaflığı sosyoloji ethel spears ışık ergüden la transparence du mal felsefe düşünce milenyum

37 not

“Göynüm" dediğinde titremiyorsa o yürek, sadece kan pompalıyordur.
Neşet Ertaş

Gönlünün eşini bulan gârip değildir…Neşet Ertaş

Göynüm" dediğinde titremiyorsa o yürek, sadece kan pompalıyordur.

Neşet Ertaş

  • Gönlünün eşini bulan gârip değildir…
    Neşet Ertaş

Kayıtlı olduğu alan neşet ertaş göynüm